Günümüzde çıkan korku filmlerinde sürekli takip edilen ve neredeyse her zaman aynı teknikleri kullanan adeta lanetli bir sinema anlayışı bulunmaktadır. Bu lanet, korku yapımlarını tamamen sarmış ve özgür, yenilikçi işlerin önünü kapatmaktadır. Bu blogda, bu durumun sebeplerini ve sonuçlarını açıklayacağım.
Günümüzdeki korku yapımlarına göz gezdirdiğimizde, bu filmlerin aynı korkutma tekniklerini ve benzer olay örgülerini kullandığını kolayca anlayabiliriz. Genellikle ana karakterin başına bir bela gelir ve film boyunca bu beladan kurtulmaya çalışır. Olay örgüsü ilerledikçe mantık hataları ve yan karakterlerin yetersizliği göze çarpar. Korkutma tekniği olarak ise basit ve ucuz bir yöntem olan “jumpscare” kullanılır. Bu teknik çoğu zaman sadece yüksek bir ses ve üzerimize doğru atlayan korkutucu bir figürden ibarettir. Bu tekniğin kullanılmasına şahsen karşı değilim; ancak film boyunca sürekli ve yalnızca bu yönteme başvurulduğunda, bir süre sonra izleyiciyi korkutma etkisini kaybeder.
Az önce bahsettiğim unsurlar bir korku filmini kötü yapmaya yeterlidir. Peki yönetmenler bu gerçeği bilmelerine rağmen neden sürekli aynı teknikleri kullanarak tüm sektörü tekdüzeleştirir? Bu sorunun cevabı oldukça basit: para. Korku filmlerinin geçmişine baktığımızda, bu sanat dalının en erken örneklerinde bile korku öğelerine rastlayabiliriz. Korku hissini yaşama isteği, insanlığın en eski dönemlerine kadar uzanır. Bu nedenle korku unsurları, tarih boyunca hikâyelerde, tiyatro oyunlarında, destanlarda ve mitolojilerde kendine yer bulmuştur.
Peki para bu sektörü nasıl bu noktaya getirmiştir? Bunun cevabı da basittir. Günümüzde her sektörde olduğu gibi, hangi yöntem daha fazla gelir sağlıyorsa o yöne yönelim olur. Korku filmi sektöründe de durum aynıdır. En fazla kazancı, daha önce bahsettiğim kalıplaşmış yöntemler sağlamaktadır. Bu da yönetmenleri sürekli aynı tarzda filmler üretmeye iter.
Bu durumun sonuçları ise oldukça olumsuzdur. Filmlerin konuları ve korkutma yöntemleri benzeştikçe, kültürel çeşitlilik içeren eserlerin sayısı azalmıştır. Daha yaratıcı ve yapımı zor korkutma teknikleri terk edilmiş, yerini daha basit ve yüzeysel yöntemler almıştır. Yönetmenlere verilen bütçeler senaryo ve teknik geliştirmeye harcanmak yerine çoğu zaman ünlü oyunculara ayrılmaktadır. Daha karmaşık, yenilikçi ve farklı kültürlerden beslenen korku unsurları yerine; ele geçirilme, lanetli eşyalar ve mekânlar, musallat olma gibi klasik ve sık kullanılan temalar öne çıkmıştır. Bu durum, korku sinemasının gelişimini ciddi şekilde sekteye uğratmaktadır.
Ancak bu, artık iyi korku yapımlarının kalmadığı anlamına gelmez. Günümüzde, bu tekdüzeliğe rağmen hâlâ özgün ve yenilikçi işler üreten yönetmenler bulunmaktadır. Son dönemde bu tür filmlerin, yüksek bütçeli ancak sıradan yapımlardan daha fazla ilgi gördüğü de dikkat çekmektedir. Belki de bu durum, büyük bütçelere sahip yönetmenleri yeniden daha yaratıcı işler yapmaya teşvik edebilir.
Şimdilik bu konu hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Okuduğunuz için teşekkür eder, iyi seyirler dilerim.
